
Yas; sevilen, değer verilen bir varlığın geri döndürülemez bir şekilde yitirilmesi sonucunda bireyin deneyimlediği, bilişsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin doğal bütünüdür. Tıbbi ve psikiyatri alanında yas süreci, patolojik bir rahatsızlık olmaktan ziyade, bireyin yeni bir gerçekliğe adaptasyonunu sağlayan, yüksek düzeyde duygusal enerji gerektiren bir uyumlanma mekanizması olarak kabul edilir. Bu süreç, bireyin iç dünyasında derin bir yeniden yapılanma ihtiyacını işaret eder ve kişiden kişiye, kayba uğrayan bağın niteliğine ve bireyin psikolojik kaynaklarına göre özgün bir seyir izler.
Yas, bir kayıp ve yas olayının ardından yaşanan tepkiler yumağıdır. Yalnızca ölüm gibi nihai kayıplara özgü olmayıp, hayatın akışını kökten değiştiren herhangi bir geri döndürülemez sonlanma karşısındaki doğal tepkiyi ifade eder. Bu kayıplar; bir evlilik birliğinin bitmesi, kronik bir hastalığın teşhisi, mesleki kimliğin yitirilmesi veya fiziksel bir yetinin kaybı şeklinde de tezahür edebilir.
Yas olgusunu sadece üzüntü ile eş tutmak, kavramın derinliğini indirgemek anlamına gelir. Yas, çok boyutlu bir durumdur:
Yas tutmak, bu tepkiler bütünüyle aktif olarak meşgul olma eylemidir. Bu bir pasif durum değil, kaybedilen bağın yeniden konumlandırılması için gösterilen psikolojik bir çabadır.
Yas belirtileri, bireyin kayba verdiği benzersiz yanıtın dışa vurumlarıdır. Bu belirtiler, yaşanan kayıptan hemen sonra başlayabilir ve sürenin uzunluğuna göre normal bir tepki olarak değerlendirilebileceği gibi, aşırı yoğunlaştığında veya uzun süre devam ettiğinde dikkat gerektiren bir durumun göstergesi olabilir.
Bu gruptaki belirtiler, genellikle yas süreci ile en çok özdeşleştirilenlerdir:
Yas tutmak, bedeni de derinden etkiler. Fiziksel duyumlar, stresin vücuttaki yansımasıdır. Aşağıdaki belirtilerin varlığı, bireyin yas süreci içinde olduğunu gösterir ve genellikle geçicidir.
Yas tutmak psikoloji alanında en çok tartışılan ve en yaygın bilinen modellerden biri, Elisabeth Kübler-Ross’un ölümle yüzleşen hastalar üzerine geliştirdiği ve daha sonra kayıp ve yas durumlarına adapte edilen yas evreleri modelidir. Bu evreler, doğrusal bir sıra izlemek zorunda değildir; bireyler bir evreden diğerine atlayabilir, geriye dönebilir veya aynı anda birden fazla evrenin özelliklerini deneyimleyebilir. Bu evreler, yas süreci evreleri olarak, bireye ne yaşadığını isimlendirme ve normalleştirme alanı sunar. Kübler-Ross’un klasik beş aşamalı yas modeli aşağıdaki şekildedir.
İnkar, genellikle ilk tepkidir ve psikolojik bir şok durumunu yansıtır. Birey, kaybın büyüklüğünü veya gerçekliğini zihinsel olarak işleyemez. “Bu gerçek olamaz,” “Bana bir yanlışlık yapıldı” gibi düşüncelerle kendini korumaya alır.
İnkar perdesi kalkmaya başladığında, acı ve hayal kırıklığı öfke olarak yüzeye çıkar. Bu öfke, doktorlara, aileye, hayata, kadere veya bazen kaybedilen kişiye bile yöneltilebilir. Bu aşama, bireyin kontrol hissini geri kazanma çabasının bir parçasıdır.
Bu evrede, birey kaybı geri çevirmek ya da acıyı hafifletmek için eğer ile başlayan düşünce kalıplarına girer. Evrene yönelik olarak, “Eğer şöyle yapsaydım, o zaman böyle olmazdı” şeklinde gizli ya da açık kendi içinde anlaşmalar yapılmaya çalışılır. Suçluluk duygusu bu aşamada zirve yapabilir.
Pazarlıkların işe yaramadığı ve kaybın geri döndürülemezliğinin tam olarak anlaşıldığı dönemdir. Bu, yas sürecinin en zorlu evrelerinden biridir. Yoğun üzüntü, umutsuzluk, yorgunluk, sosyal geri çekilme ve hayattan tat alamama görülür. Bu evre, sağlıklı bir yas tutmak için gereklidir, çünkü kişi yavaş yavaş içe döner ve kaybın gerçekliğini sindirmeye başlar.
Kabul etmek, kaybın yok edilmesi anlamına gelmez. Aksine, kaybın yaşamın kalıcı bir gerçeği olarak kabul edilmesidir. Öfke ve derin üzüntü azalır; kişi, kaybedilen kişi olmadan yaşama biçimini yeniden yapılandırmaya başlar. Geleceğe dair küçük umutlar yeşerir ve günlük yaşama kademeli olarak geri dönüş başlar.
Herkesin yas süreci farklı olsa da, bu sürecin belirli bir zaman diliminde azalması beklenir. Süreç beklentilerin ötesine taştığında veya kayıp, bireyin başa çıkma kapasitesini aşan koşullarda yaşandığında, farklılaşmış yas biçimleri ortaya çıkar.
Uzamış yas, kişinin kayıp olayından sonra belirli bir süre geçmesine rağmen, yas tepkilerinin yoğunluğunu kaybetmemesi ve günlük işlevselliğini önemli ölçüde sürdürmesidir. Normal yas tepkilerinin şiddetinin ve kalıcılığının patolojik bir boyuta ulaşmasıdır.
Uzamış yas belirtileri şunları içerir:
Travmatik yas, kaybın kendisinin veya kayba eşlik eden koşulların bireyde travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) benzeri tepkileri tetiklemesi durumudur. Travmatik yas evreleri klasik evrelerden daha karmaşık ve daha uzun süreli olabilir çünkü kişi hem kederle hem de olayın dehşetiyle mücadele eder.
Bu durumun temel ayırt edici özelliği, kayıp anısıyla ilgili tekrarlayıcı, rahatsız edici anıların, kabusların ve aşırı uyarılmışlık halinin baskın olmasıdır. Kişi, kayıpla ilgili düşüncelerden kaçınmak yerine, olayın dehşet verici detaylarına takılıp kalabilir. Travmatik yas, genellikle daha yoğun bir anksiyete ve kontrol kaybı hissiyle kensini gösterir ve profesyonel müdahale gereksinimi yüksektir.
Yas süreci, pasif bir bekleyiş değil, aktif bir baş etme durumudur. Sağlıklı bir yas tutmak, bu duygusal fırtınanın içinde yol haritası geliştirmeyi gerektirir.